top of page

Özkan Eroğlu’nun “NİLO” kitabından alıntılar

...”Böylece 1989 – 2002 yılları arasında Nilo’nun temel felsefe olarak “figürün tümel etkinlik ortaya koyduğu” süreci, ikiye ayrılıyor. Biri, “atölye bağıntısının mutlak olduğu yıllar” diğeri ise “tamamen özgür ve kendiyle baş başa kaldığı yıllar”, 2002 den günümüze dek uzanan süreç ise Nilo açısından bambaşka boyutlara ulaşmanın göstergeleriyle dolu. 2002 sonrasında, figürü bir figür gibi görmek yerine, figürü bir eleman gibi görmeye başlayıp bu temel amaçla hareket ediyor. Zaten sonucunda da “figürle boşluk yan yana” özelliğine ulaşıyor. “(S. 20)

…“ Nilo iç’in gerçekleriyle daha yakından ilgilendiğinden dolayı, çıplak sosyal gerçekçi tavrı çok az sergilemiştir. Onun, bu yönde  akademik biçim gerçeklerinden yararlanarak bazı sorgulamalara giriştiği zaman zaman da olsa gözlenir.”

…”İzleyiciyle ilgilenmeyen ve kendi dünyasını hiç çekinmeden yaşayan figürler, kendi iç dünyalarının gerçekleriyle bir kez daha yüzleşir. Bu yüzleşme, izleyicinin ne gibi psikolojik sorunlarla baş başa kaldığı yönündeki gerçeklerin öğrenilmesini kısıtlamakla kalmaz, bütünüyle imkânsızlaştırır. 

Nilo, bu grup kompozisyonlarının ortaya koyduklarıyla bir taraftan gerçek bir dili yakalamak için uğraş verirken, diğer taraftan da kendine özgü bir simgeciliğin peşine düşer yeniden ve izleyiciye bunu kabullendirmek için yoğun bir çaba harcar. Simgeciliği ile sosyal gerçeği de sorgular, tam da olması gerektiği gibi. Bu tip bir sorgulamanın nedenleri çok belli olmadığı için simgesel bir dil yapısı, gerçekçi dil yapısının yanı sıra devreye girer.

Bu devreye girişte izin istenmez; izinsiz bir girişimin olgunlaşmasıyla tüm benliğini ortaya koyar simgecilik,  kendisini neredeyse zorla kabul ettirmek isteyerek.

Bu grup çalışmalarda gözlerin ve yüzlerin kapalı olması demek, aslında kompozisyon içindeki figüratif etkinliği bir anlamda dışarıda bırakmak anlamına da gelir.”  (S. 87)

…”Gözleri tamamen kapalı olana gidişte yalnızlaştırmanın dışında bir de yüzün derisinin bir maske gibi çıkarılması ya da bu maskenin halen figürün yüzünde yer alması gibi durum temaları da vardır Nilo’nun elinde. Bu temalar, insan ve karakter yapısına dair bazı gerçeklerle ilişkilidir diye düşünülebilir.” (S. 88)

…”Sanatçının “öz” kavramına verdiği değer çok belliydi. Bu belirginlik, Nilo’nun ne yapmak istediği bir yana, tutarlı bir çizgi üzerinde geliştiğinin iyi bir göstergesiydi. Resimlerde figüratif bir ressam olmasına karşın görünen değil, görünmeyenle ilgiliydi. Derinliğin peşinden gitmekteydi tamamen. Görünenler birer kandıran, aslında görünmeyenler, ikna edenler olarak, hareket alanının da ta kendisiydi.

Manolyalar’ına dikkatle baktığımızda gördüğümüz her şey, yönü ve ışığı değişen görmelerde bulunmasında saklıdır. Bu saklılık, bir tür çağdaş mistisizm göstergesidir de. Alımlama, sürekli olarak karanlık geri planlardan, her tarafına değişik ışıklar algısı yapılmış manolyalara yönelmeyi sağlamaktadır.

Bir taraftan manolyalar biz izleyiciye yönelir, diğer taraftan ise biz izleyiciler manolyalara yöneliriz. Bu çoğul dönme bir üç boyutluluk gerçeğini ileri sürerken manolyalarla izleyenler arasında âdeta bir dansın oluşmasına neden olur. Bu dans, bir üç boyutlu nesnenin etrafındaki dönüş kadar ikna edici bir dinamizme sahiptir. “ (S.141-143)

…”Doğadaki her şey canlıysa ve biz doğanın en bilinçli temsilcilerinden başka bir şey değilsek, o zaman sanatçının işlevi, kendi içini aramak, özellikle kendi içinde hareket eden karanlık ve bilinçsiz güçleri karıştırmak ve en acılı ve şiddetli iç savaşımlar sonucu bunları bilinç düzeyine çıkarmak olmalıdır.

İşte böyle bir çıkarsama Nilo için geçerlidir.”

“Romantiklere göre, derinlikle dile getirilmek istenen şey tüketilemezlik, kuşatılamazlıktır.” Sanırım bu grup çalışmalarında Nilo, bütünüyle bunları da düşünerek hareket etmiştir.” (S.148)

bottom of page