Milliyet Sanat Dergisi, 15 Mayıs 1999
“…Nilüfer Tokay’ın görünüşte belli, sabit bir anı rapteden, fakat ilişkilendirildiğinde aslında ardında sınırsız bir yaşam dökümünü gizleyen, bandajlanmış ve böylece çevre diyaloglarından arındırılmış figürleri, izleyici de ister istemez bir nedenselliğin ve merakın vazgeçilmez histeriğini körüklemektedir.
Kişilik sembolünün en karakteristik ve en belirgin parçalarından biri olabilecek göz ve onu alttan – üstten çevreleyen kaş ve bütün kısımlarını, bazı örneklerde de yüzün tamamını gizleyen bu salgılar, yaşadığımız dönemdeki curcunanın, haksız paylaşımın, sabit değerlerin bireyi kaçınılmaz olarak bir yalnızlığa doğru sürüklemesini sembolize ediyor. Burada kendisini yalıtan bir kişiliğin değil, yalıtıma mecbur, psikolojik olarak sabit bir mekana ve çevreye hapsedilmek zorunda bırakılan bir çaresizin tanımlaması yapılmaktadır. Yalnızlığın ve karamsarlığın derecesi sanatçısı ve dolayısıyla izleyicisi için en yüksek seviyeye ulaşmış durumdadır. Törensel bir meditasyon seansının tek kişilik bir gösterisini anıştıran Tokay’ın bu bandajlanmış figürleri, “birey” olmanın getirdiği haklı sorumlulukla sarmalanmışlardır. Bu durumda üstlerindeki kıyafetler bile çırılçıplak bir yalnızlığın şiddeti içerisinde kaybolmaktadır.”