top of page

Bir Duruma Dair Farkındalık Yaratmak

Sanatın en önemli niteliklerinden birisi, o ana kadar görülmeyen ya da fark edilmeyen bir olgu veya olayla ilgili olarak “farkındalık” yaratabilme gücüdür. Sanat edimi, bir konum üzerinde geliştirilen statik algı kalıplarının iyileştirilebilmesi ya da o konumun farklı açılardan görülebilmesi amacıyla, konuyu/konumu tekrardan yapılandırır. Bu noktada sanatın, insanın çoğu zaman kendi içinde gerçekleşen zihinsel durumlarda bile farkında olmadığı konularla yüzleşebilmesini sağladığı öne sürülebilir. Böylelikle, o ana kadar es geçilen durumlar, sanatsal alımlamaya ve dolayısıyla tüketime dahil olmakta, insan yaşamındaki yerini alabilmektedir.


Nilo’nun “Farkındalık” serisi işte tam da bu bağlamda, sağlıksız düşüncelerin yapısı, analizi ve onlara dair çözüm önerileri noktasında ortaya çıkmış. Nilo, “yalnızlık”, “psikoloji” ve “birey” gibi çalışmalarında alışageldiğimiz yaklaşımlarını, bu sefer farklı bir biçimsellik ve tema altında sunuyor. Elbette sanatçının başlangıcından beri çalışmalarında görülen biçimiyle “kendiliği”, yine tüm çalışmalarına sinmiş durumda. Nilo da bunu kendi ifadesiyle olumluyor: “Sanatçı, biraz da kendisini tam olarak yansıttığında özgün olmuyor mu?” Bu aslında tikel bir durumun, tümel bir kavrayışa uzandığı bir yol olarak görülebilir, aksine basit bir “bireycilik” olarak okunmadan. Zira, eğer sanatçının iddia ettiği gibi sağlıksız düşüncelerden dolayı eğer hepimiz acı çekiyorsak, o zaman en azından “acı çekmeyi” paylaşmıyor muyuz?  

       
1980’lerden günümüze Nilo’nun ele aldığı konularda bizatihi “kendiliğine” şahit olundu ve resim kariyerinde sanatçının en önemli avantajlarından birisi de, bu kendisi olma hali. Çünkü bilindiği gibi Tokay güzel sanatlar çıkışlı değil ve bu akademi-dışı konumsallık, onun deneyimlerini sunma konusunda tam bir özgürlüğe sahip olması ile sonuçlanıyor. Elbette Kasım Koçak atölyesinde aldığı sanat eğitimini bir “dil” öğrenme noktasında düşünmek ve kodlamak gerekli, zira Nilo ancak bu aşamadan sonra kendi sanatsal yaratıcılığını kurmuş ve bu serginin de gösterdiği gibi sanat dünyası içerisindeki direncini sağlayabilmiştir.  
Levent Çalıkoğlu’nuın 1997’de Milliyet Sanat Dergisi’nde işaret ettiği gibi, Nilüfer Tokay’ın çalışmalarında görünür kılınan önemli noktalardan birisi “toplumsal dayatmalar”. Değer ve yargıların “kültür” başlığı altında bireye nüfuz ettirilmeye çalışılması, birçok durumda bireyin içine kapanması ile sonuçlanıyor. Bu içe kapanma durumu, bireyin olumlu ya da olumsuz bir biçimde sonuçlanabilecek bir sürece girmiş olduğunu göstermektedir. Çevresiyle ve toplumla diyaloglarını sona erdiren ve içine kapanan özne düşüncelerini, yargılarını ve hatta o zamana kadar ki yaşamını tümüyle gözden geçirecektir. Bu gözden geçirme kişisel bir tür faşizme uzanabileceği gibi, bir arınma süreci ardından olumlu anlamda bir yenilenme ile de sonuçlanabilir.

İşte Nilo’nun çalışmalarındaki bu psikolojik içe dönüş fazlasıyla hakim bir unsur olarak tespit edilebilmektedir. Bu noktada sanatçının “birey odaklı” düşünümü, onun gündem-dışı düşünebilmesine ve tarih dışına savrulabilmesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca Nilo’nun çalışmalarında çoğunlukla mekanlara dair herhangi bir ize işaret edilmemesi, espas içerisindeki figürlerin “coğrafyasızlıklarını” temsil etmektedir.
Sanatçı, içsel yaşantılar ve psikolojik durumlar üzerine sürekli düşünmekte ve ortaya çıkan sorunları çözmeyi deneme ve sunma noktasında resim dilini kullanmaktadır. Ama bu sadece iç dünyanın tuvale yansıtılması olarak düşünülmemeli, zira Nilo bu konuları tespit, analiz ve çözüm noktasında, bizatihi psikoloji ile ilgili sempozyumlara, seminerlere ve sunumlara katılarak bu olguya daha da yakınlaşabilmiştir.


“Farkındalık” sergisindeki tuvallerde görülen asalaklar, böcekler vb. sağlıksız düşüncelerin göstergeleri olarak kullanılmış ve genel olarak yağlıboya resim, dijital baskı, heykel ve video çalışmaları bu sağlıksız düşünceler üzerinedir. Her ne kadar bazı çalışmalardaki figürler androjen gibi dursa da, genelde gözlemlendiği biçimiyle kadın bedeninin ve yüzünün kullanımı, Nilo’nun kadın üzerinden giderek yarattığı aslında cins ayrımı yapmadan genel insan sorgulamalarına işaret etmektedir.
Elbette sadece sağlıksız düşünceler konu edinilmiyor? bunun yanında sanatçının insan varoluşuna göndermelerde bulunan video ve dijital baskılardan oluşan serisi, koza halinden itibaren yaşamı simgelenen bir kadını imliyor. Sanatçının kızı Defne Batur’un modelliğini yaptığı çalışmalar, izleyiciyi sanat tarihinde aşina olunan bir “ressam ve ailesi” konumuna götürüyor. Ayrıca bu dijital baskılara iplerle yapılan müdahale, seriyi geleneksel yüzey çalışmasından çıkartarak, bir tür alçak rölyefe dönüştürmüş. Düşüncenin özneye bağlı olarak farklı değerlendirmelere açık olduğunu temsil eden dijital baskı serisindeyse; sarı, kırmızı, mavi ve beyaz renkler ile yapılan müdahaleler bu farklılaşmaları görünür kılmış. Diğer bir dijital serinin üzerine gerilen tel kafesin varlığı, “içerde olma hali” gibi farklı bir anlamsallığa uzanıyor.

Nilüfer Tokay’ın birçok mecrayı bir arada kullanarak multimedyal bir yöntemle çalışması, ele aldığı konuların çok-sesli ve etkin sunulabilmesine olanak sağlamaktadır. Bireylerin zihnine sağlıksız düşüncelerin hücum etmesi pentür çalışmalarında gözlemlenebilirken; bireylerin varoluşları ve evrimiyle düşünce yapılarının birbirlerine göre farklılaşmaları, üzerlerine çeşitli araçlarla müdahale edilen dijital baskıları ile görünür kılınmış. Sanatçının ikinci kez deneyimlediği video-art çalışması, kurgusu, çekimi ve montajındaki kalitesi ile dikkat çekecek. Burada ele alınan konu, bireyin kozada olma halinden, kendisinin ve toplumun birey üzerinde çoğalttığı önyargılara işaret ediyor. Sanatçının heykel çalışması, tüm bu çalışmalarda irdelenen “sağlıksız düşüncenin” üç boyutlu bir nesnede görülür kılınabilme arzusuna dair ek bir gösterge olarak düşünülmeli.

Zihin, olguları ve olayları kodlar. Eğer bu kodlama sürecine hakim olunursa, olgular ve olaylara dair olumlu bir düşünce geliştirilebilir. Bu basit bir empati kurma denemesine değil, aksine gerçek anlamıyla “anlamak” edimine gidecektir. Bu süreç bir olgunun veya olayın “iyi” ya da “kötü” olarak kodlanması olasılığının tekinsizliğini gösterirken, “etik” bir yargıdan ziyade, olguyu “sağlıklı/sağlıksız” düşünme konusuna bağlamaktadır. Ortada olan bir nevi yeni bir senaryo üretime önerisi, ama içinde bir “çıkış yolu” barındıran bir senaryo.
Düşüncenin olumluluğu ya da olumsuzluğu öznenin bakış açısı tarafından belirlenmektedir. Elbette bu genel tarihsel olayları değiştirmez, ama bireysel yaşama dair ipuçları verebilir. Nilo, mütevazi bir biçimde gündelik yaşam içerisindeki olgu ve olayların algılanması konusunda yeni bir görüş açısını öne sürüyor; işte bu, “Farkındalık” serisinin “iddialı” olduğu noktadır.

Fırat Arapoğlu

“Modernliğin bastırma, kaçınma veya gizleme eğiliminde olduğu iğrençlik, analitik bakış açısının benimsenmesiyle birlikte temel bir nitelik kazanır”.
Julia Kristeva

bottom of page